sevmek
sevmek doğuştan verilmiş birşey
Sevilmek sonradan eklenmiş bize
ne kadar kırparsak kırpalım
bi türlü oturmuyor üstümüze..
yarım.
tutsam içimde, içimi kemirirsin
söylesem utanır yollar, ağaçlar, kuşlar
fakat yinede bi ilkbahar günü gibisin
tenin kadife, sesin..
Ney’lerce kıskanılır sesin..
bulut ince bi telaşla dokunur saçlarına
rüzgarını çeker senden..
ve ağlasan erir güller
gözyaşının tazeliğinde…
gülsen gün olur..
güneş yüzünsüz duramaz gülsen
gülsen yıldızlar boğuşur gün ile..
sonra saçlarına akar yıldızlar..
baksam sana
ne zaman baksam sana
yağmur yağıyor gözlerimin kaldırımlarına
ıslanıyor kirpiklerim..
Sevme de..
iniyor akşamdan kalma yalnızlıklarım ayaklarıma
ve ben türkçeyi senden sonra sevdiğimi farkediyorum.
cümle dediğin güzelse muhakkak sen geçmelisin içinde..
ya da yüzün hüznümce yazılmalı
bi gül yaprağının sabah ezanıyla açması gibi..
arındırıyor günahımı tenimden ellerin
ve ağzımdaki rakıya bulanıyor miğdem
tiksinç bi öpüş geçiyor aramızda..
uzatmıyoruz o yüzden..
tersten okuyoruz biz kitapları
yani önce sevişip,sonra öpüşüyoruz
ve en sona bırakıyoruz tanışmayı
meğer gözlerin ne güzelmiş
farketmedim..
Sözcüklerim türkçeye çevrilmeli diyorum bazen
yani seni anlatırken kullandığım dil
herhangi bi dil olamaz gibi..
ve hiç bir dilin sözcük genişliği
yetmez seni sevmeye..
dudakların sıcakmış meğerse
farketmedim
farkedemedim yola baktığını
gitmeye hazır bi yolcu gibi öpüşürken..
sev diyemedim beni
Sevme de..
seni seviyorum
vaktiyle binlerce kez söylenmiş
ve hiçbiri aslında tesir etmemiş
tavlama sözcüklerini tükürüp
yüzünün tam üstüne çarpıyorum
seni seviyorum..
Sevmiştim
Vaktiyle bi kez
sevmek kadar uzak bi zamanda yani
sevmiştim..
çivi yazısı
Yüzün hüzne o kadar yakışık ki..
ne yapsam güldüremedim seni..
ve günlere böldüm sevgimi
saat saat, dakika dakika
bi mektubu yeniden yazmak gibi
zordu seni sevmek..
oysa bi baharda tanışmak istedim seninle
güneşli bi bahar gününde
dolaşırken bu şehrin sokaklarında
yada çisildeyen bi yağmur altında..
fakat bi merhabadan çok daha fazlasıydık işte
ağlamak kadar yakışıyordun bana
gülmek kadar uzak..
anlatmaya kalksam seni
7 dilden seçmem gerekirdi sözcükleri
bu gereksiz, bu az güzel, bu değil
Ve hiçbir zaman türkçeye çevrilemeyen
bi çivi yazısı gibi
çizerek geçtin içimi..
Son Gidiş
Bıçak gibi iner göğsüne
O son gidiş, son yokoluş gözden
Yığılır kalırsın önce
sonra bi koşmak gelir içinden
yetişemezsin hiç bir aşka birdaha..
Gitmek,
gitmek hiç yakışmıyormuş sana
o gün anladım..
oysa bana gelirken hep güzeldin
gülerdin..
ve Ben..
o gün orda öylece
yerin dibine girercesine çöktüm,
Dizlerimin üstüne..
insanlar geçti yanımdan
aldırmadılar..
kimi korkarak baktı işte
kimi acıyarak, bıkarak kimi
gözlerinde bi sarhoştan ibarettim
ve hiç birine
aşığım diyemedim.
Gitme Zamanı Artık..
Gitme zamanı artık, tüm sevdiklerim ve sen.. Hoşçakalın. Hiç bir aşktan mutlu olmadığım gibi bi tanesini daha gömüp kalbimin derinliklerine gidiyorum işte. Sabahları yol gözlemek yok, akşamları içten içe gitme demek yok. Yok işte bir sürü şey..
Dilemek yok seni Allah’tan. Gülüşlere ölmek ve doğmak yok yeniden aynı gülüşlerde. Sevmek yabancı bize artık ve kinci bi düşman işte.. Kimi sevsek aynı hasar hep biraz daha büyük.
Artık inanmıyorum kalbimin olduğuna, bu kadar parçalanan birşey tekrar bir bütün nasıl olur diyorum kendi kendime. Kızmadım hiç kızamadım sevdiklerime ne kadar kalbimi kırsalarda, yapamadım. Güzeldiler çünkü senin gibi.. Sevince bazen kör oluyor insan.
Bir kez daha başarılı bi kalp ameliyatı ile açtın gözlerimi, teşekkür ederim.
Hoşçakal, Hoşçakal sevgilim..
Sağlıcakla
Ne zaman korkar oldun sen yüreğim.. Gitmelerden, kalmalardan.. Sevmelerden ne ara başladın korkmaya.. Yinede iyi bilirsin gitmek gerekir kimi zaman, göğsünün ortasında derin bi yara izi gibi kalsada aşkların en güzeli, gitmeyi iyi bilirsin. Fakat ne diyordu Yunus Emre;
“Yunus öldü deyu selan verirler
Ölen beden imiş, aşıklar ölmez”..
Bazende böyledir işte beden ne kadar giderse gitsin yürek hep aynı yerde kalır.. Sahi ne güzel bakışlar var hayatta, güzel sandıracak kadar yaşamı. Sahi ne güzel sözler duyduk biz, aşık olacak kadar.. Bu aralar sırtımı güneşe verip kendimi dinliyorum.. Kuşlar geçiyor üstümden, bulutlar..
Peki neden o zaman yüreğimin sıkışması.. Sokakların, caddelerin bu şehrin darlığı neden..
Sağlıcakla yüreğim, sağlıcakla sevgilim..
Sevdim Seni
Sevdim seni
rüzgarlar saçlarına eserdi
ve ben aynı yerden izlerdim seni..
bazen de aynaya yansırdı yüzün
yüzüne düşerdim..
gölgen olmak gelirdi içimden
elin olmak, yüzün olmak
nereye gidersen git
içinde götür isterdim beni..
şebeklik ederdim gül diye,
kahveyi sende sevdim..
hiç içmezdim oysa.
sevdim seni
kuşların baharı sevdiğinden çok
yaprağın rüzgarı..
gülünce yere bakardın
ve kaçırırdın gözlerini üzgünken..
bana sorsan severdim işte gözlerini
yeşilken, balken, kahveyken..
üstüne düşerdi sonra düşlerim
ve düşümün sana bi gelinlik kadar yakıştığını farkettim..
sevdim seni..
ne zaman bi yere otursak
ve ne yana otursan
hep soluma düşerdin..
sevdim seni..
sormadım neden diye..
çünkü sevdim seni
Saysam milyonlarcasını nedenlerin
yine yetiremezdim sözcükeri
sevdim seni..
hiç gitme..
Kapat Gözlerini
İçimde sürekli büyüyen bi acıdan başka şey değil. Gidilecek yolaysa çoktan karlar yağdı ve üşüyorum.. Üstümde yükler, yükler her zamankinden daha ağır.. Ve kendime fısıldıyorum her an.. Kapat gözlerini, bakma gözlerine..
i.sarı
Seni öyle sevdim ki..
Üstüme düşüyor yalnızlığım. Sen gitme diye uzatıyorum mesailerini aşklarımın. Herşeye biraz tersim aslında, geçmesin istiyorum akşamları zaman geceleri geçsin istiyorum bir an.. Yüzünde hayallerimin gizlendiğini görüyorum ne zaman baksam, ne zaman baksam gözlerinde tüm çocukluk düşlerim.
Söyleyemediğim cümlelerin ardına saklanıyorum. İçimden yüzlerce kez söylüyorum aslında seni seviyorum seni seviyorum seni seviyorum. Ama yine de git, akşam vaktinde.. Her günki gidişler gibi.
